Mesleğimiz gereği günün büyük bir bölümünü taşınmaz bilgileriyle, koordinatlarla, mülkiyet sınırlarıyla; dijital ya da fiziksel arşivlerin tozlu raflarında araştırma yaparak geçiriyoruz. Ancak bir harita mühendisi olarak benim için bir taşınmazı incelemek, sadece o parselin sınır çizgilerini ekranda görmek ya da teknik verilerini raporlamak demek değildir. Bir taşınmazla ilgili araştırma yaparken, bütünü görebilmek adına her zaman çevresine, idari sınırlarına, mevkiine ve en önemlisi de "cinsine" göz atmayı tercih ederim. • Niteliği: Tiyatro Binası Bademler köyüne ilk defa, 2016 yılında HKMO Yaz Eğitim Kampı vesilesiyle gitmiştim. Kamptaki meslektaşlarımız ve öğrenci arkadaşlarımızla birlikte köye ulaştığımızda, oyunun köy meydanında ya da derme çatma bir kahvehanede sergilenmesini bekliyorduk. Karşımızda tam donanımlı bir tiyatro binası görünce şaşkınlığımı gizleyememiştim. O gün Athol Fugard’ın kaleme aldığı tek perdelik bir oyunu büyük bir keyifle izledik. Yıllar sonra, 2022’de bu kez Orhan Kemal’in başyapıtı Bekçi Murtaza’yı, tamamı Bademlerli köylülerden oluşan o muazzam ekipten izleme şansı buldum. İşte o gün, bir harita mühendisi refleksiyle tapu kütüğünde Bademler Mahallesi, 252 ada 12 parsel olarak kayıtlı olan ve cinsi doğrudan "Tiyatro Binası" olarak tescil edilen bu taşınmazın mekânsal geçmişini aramaya başladım. Beni arşivlerde ikinci bir yolculuğa çıkaran parsel ise Barbaros Mahallesi'ndeydi. Mesleki faaliyetlerim nedeniyle defalarca yolumun düştüğü Barbaros’a, 2025 yazının başında çok farklı bir amaçla gittim. Yönetmen Çayan Bilgin’in davetiyle, Barbaros Sinema Kulübü’nün düzenlediği bir sinema gecesine konuk olduk. Yıldızların altında Mukadderat filmini izlerken, Barbarosluların konuklar için bizzat hazırladığı karpuz dondurmasını yedik. Gecenin sonunda Çayan Bilgin ile köydeki sinema faaliyetleri üzerine sohbet ederken heyecan verici bir detay öğrendim. Halk Eğitim Merkezi ile köyde sinema eğitimleri verdiklerini, hatta bu eğitimleri gerçekleştirdikleri binanın karşısında eski bir sinema salonu olduğunu söyledi. En can alıcı nokta ise şuydu: Tapu kütüğünde taşınmazın cinsi aynen "Bahçeli Kargir Sinema" olarak geçiyordu. Bir harita mühendisi için bu ipucunu takip etmemek imkânsızdı; nitekim hemen mekânsal ve tarihsel bir takibe başladım.
Çünkü biliriz ki tapu kütüğündeki teknik bilgiler, aslında o bölgenin tarihsel, kültürel ve sosyolojik geçmişine dair çok derin izler barındırır. Zaman zaman bu izler öyle şaşırtıcı olur ki, sizi mesleki bir değerlendirmeden alıp tarihin derinliklerine götürür. İşte bu yazımda, Urla’nın iki farklı mahallesinde karşılaştığım ve resmi kayıtlardaki "cinsi" ile ilgimi çeken iki parselin arkasındaki toplumsal hafızanın izini süreceğiz.
1. Perde Açılıyor: Bademler Mahallesi, 252 Ada, 12 Parsel
Bademlerlilerin tiyatroya olan tutkusu, aslında bu binanın harcından çok daha eskiye, neredeyse bir asır öncesine dayanıyor. Her şey, 1933 yılında köye atanan yedek subay öğretmen Mustafa Anarat ile başlıyor. Mustafa Öğretmen’in öncelikli görevi köylülere okuma yazma öğretmektir ancak onların sanata ve edebiyata olan yatkınlığını, o samimi merakını hemen fark eder. Kurulan güçlü bağlar, kısa sürede tiyatro çalışmalarını başlatır. Aynı yıl, köy meydanında lüks lambalarının ışığı altında sahnelenen “Yarım Osman” oyunu, bu topraklardaki asırlık serüvenin ilk perdesi olur.
Yıllarca açık havada ve meydanlarda süren bu sanatsal ısrar, ilk oyundan yaklaşık 30 yıl sonra kalıcı bir mekâna kavuşma fikrini doğurur. Binanın yükseldiği arsa, aslında bir köy ortak malıdır. Köy halkı el ele verir, ortak bir bütçe oluşturur. Kadın, erkek, genç, yaşlı demeden tüm köylü inşaatta çalışır, imalatı imece usulüyle tamamlar. Cumhuriyetin ilk yıllarında (1926-1927) okul binasını inşa eden o kolektif ruh, bu kez sanat için ayağa kalkmıştır.
Bölgede daha sonra gerçekleştirilen tesis kadastrosu çalışmalarıyla birlikte bu alan, köylünün emeğine bir saygı duruşu gibi tapu siciline "Köy Ortak Malı" ve üzerindeki yapı da "Tiyatro Binası" cinsiyle tescil edilir. İnşaatına 1969 yılında başlanan ve resmi olarak kapılarını 1972 yılında açan bu salon, bugün Türkiye’de tescilli bir tiyatro binasına sahip ilk ve belki de tek köy parseli olma gururunu taşımaktadır.
2. Beyaz Perde Yansıyor: Barbaros Mahallesi, 174 Ada, 20 Parsel
• Niteliği: Bahçeli Kargir Sinema
Bu sinemanın hikâyesini, salonu zamanında işleten Ali Öztürk’ün oğlu Hasan Öztürk’ten dinledim. Barbaros’un sinema serüveni, henüz köye elektrik bile gelmemişken başlamış. Ali amca, bir jeneratörle sinemayı hayata geçirmiş. Haftanın iki günü Barbaros’ta perde açılır, kalan günlerde ise jeneratör ve makineler yüklenerek civar köylerde film oynatılırmış. Aslında ilk başta depo olarak inşa edilen bu yapı, Uzunkuyu köyünde adaşı ve soydaşı olan başka bir Ali Öztürk’ün sinemacılık yaptığını duyan Ali amcanın vizyonuyla bir kültür merkezine dönüşmüş.
Sinemanın aktif ömrü 1968’den 1985’e kadar sürmüş. 70’li yılların ortasında köye elektrik gelmesi işleri biraz kolaylaştırsa da o dönem köyde sinemacılık yapmak muazzam bir lojistik ve fiziki emek demekmiş. Hasan Bey o günleri anlatırken, babasının sinemaya başladıktan birkaç yıl sonra vefat ettiğini, İzmir Çankaya’daki film şirketlerinden film makaralarını getirmenin ne kadar meşakkatli olduğunu aktarıyor: "Taksi ile Urla’ya, oradan yarım otobüsle Çankaya’ya gidilirdi. Eğer tek film aldıysan ne ala... Ama iki film birden aldıysan yandın! O film tenekeleri çok ağır olurdu."
Üstelik bu sinemada büyük salonlardaki gibi 35 mm değil, taşınması ve işletilmesi ayrı bir uzmanlık isteyen 16 mm’lik Fransız malı bir film makinesi kullanılıyormuş. İşin en güzel yanı ise o emektar makinenin hâlâ Barbaros’ta duruyor olması. Hasan Öztürk ve köylüler, senede birkaç kez makineyi yerinden çıkarıp sevgiyle yağlıyor, temizliğini yapıyor ve onu adeta bir hafıza odası gibi koruyorlar.
Tam da bu noktada, mülkiyetin ve arşivlerin ötesine geçip mesleğimizin insanla kurduğu bağa odaklanmak gerekiyor. Yakın zamanda kaybettiğimiz, odamızın çınarlarından meslek büyüğümüz Arif Delikanlı, bir söyleşisinde harita mühendisliğinin doğası gereği parayla, mülkiyetle ve büyük rant odaklarıyla çok sık yüz yüze geldiğini; ancak mühendisin asıl görevinin "toplum yararına üretim yapmak" olduğunu vurgulardı.
Söyleşide kendisine, "Bu meslekten, bu mücadeleden yaşama dair ne öğrendiniz?" diye sorulduğunda, tüm teknik ve siyasi kimliğinin süzgecinden geçen şu muazzam tespiti yapıyordu:
"İnsanları sevmeyi öğrendim. İnsanların eksikleriyle, noksanlarıyla birlikte kabul edilmesini, onlara hoşgörüyle bakılmasını öğrendim. Kimseye kin tutmamayı öğrendim."
İşte Urla’nın iki köyünde, resmi evraklarda karşımıza çıkan "Tiyatro Binası" ve "Bahçeli Kargir Sinema" tescilleri, tam da Arif Delikanlı’nın bahsettiği o "yaşamı ve insanı sevme" yaklaşımının taşa, toprağa ve mülkiyete kazınmış somut birer kanıtıdır. O parselleri var eden ruh; mülkiyetin getireceği ranta değil, insanın içindeki sanata, kültüre ve bir arada yaşayıp üretme arzusuna değer veren bir hoşgörünün ürünüdür.
Son Söz: Koordinatların Ruhunu Yakalamak
Biz harita mühendisleri, dünyayı çizgilerle, poligonlarla ve mülkiyet sınırlarıyla anlamlandırmaya alışkınız. Ancak Urla’nın Bademler ve Barbaros köylerinde yaptığım bu küçük araştırma bana bir kez daha gösterdi ki; kadastro, sadece mülkiyeti belirleyen teknik bir araç değil; bir toplumun yaşam kültürünü, sanata olan bağlılığını ve imece ruhunu geleceğe taşıyan resmî bir arşivdir.
Bir dahaki sefere bir tapu kütüğüne veya Parsel Sorgu ekranına baktığımızda "Tiyatro Binası" ya da "Bahçeli Kargir Sinema" gibi sıra dışı bir nitelik gördüğümüzde, orada sadece bir gayrimenkul değil; lüks lambalarının ışığında ezber yapan köylüleri, ağır film tenekelerini taşımaktan elleri nasır tutmuş gençleri ve mesleğimizin toplumsal hafızayla kesişen o gizli gücünü görebiliriz.
Henüz yorum yapılmamış.