Kamusal Alan

SUSMUYORUZ, KORKMUYORUZ, İTAAT ETMİYORUZ Öfkemizi Diri, Başımızı Dik Tutacağız

SUSMUYORUZ, KORKMUYORUZ, İTAAT ETMİYORUZ Öfkemizi Diri, Başımızı Dik Tutacağız

Erkek egemen düzenin kadınların bedenini, sesini ve yaşam alanlarını denetim altına alan yapısına karşı yükselen ifşa hareketleri, yalnızca bireysel bir itiraz değil; sessizliği kolektif biçimde bozarak toplumsal dönüşümü mümkün kılan güçlü bir dayanışma pratiğidir.

 

Kadınların yaşam alanlarını daraltan, bedenlerini ve seslerini denetim altına almaya çalışan erkek egemen sistem, her gün yeniden üretiliyor. Şiddet, yalnızca fiziksel bir saldırı biçimi değil; aynı zamanda dilde, davranışta, hukukun işleyişinde ve gündelik hayatın sıradanlaşmış kalıplarında kök salmış yapısal bir hükmetme biçimidir. Kadınların suskunluğunu bir erdem, itaatini bir zorunluluk olarak dayatan bu düzenin karşısında yükselen politik pratik: ifşa hareketleridir. Kadınların birbirlerine tanıklık ederek, kolektif biçimde sessizliği bozdukları bu süreç, yalnızca bireysel bir direniş değil, toplumsal dönüşümün en güçlü araçlarından biridir. Çünkü her ifşa, bir kadının yaşadıklarını anlatmasından çok daha fazlasıdır; sistemin görmezden geldiği ama kadınların yaşadığı bu gerçeğin, dayanışma diliyle yeniden yazılmasıdır.
Alışılagelmiş kalıpların; “şansımı denemek istemiştim”, “flört ediyoruz sanmıştım”, “gönlü var zannetmiştim” gibi ifadelerin ardında, rızayı yok sayan bir erkeklik biçimi gizlidir. Bu kalıplar kadınların sınırlarını sistematik biçimde yok sayan, güç asimetrisini baskı oluşturmak amacıyla doğallaştırarak yeniden üreten erkek şiddetinin uzantısıdır. Bu durum, failin kendi eylemini farkında olmama kisvesi altında masumlaştırma, meşrulaştırma ve toplum tarafından kabul gören bir norm haline getirmesine yol açar. Bu kalıplar ve eylemler bireysel davranışların toplumsal erkeklik rejimini sağladığı yapısal şiddet biçimidir.
İfşa, sessizliği bozarak kadınların sesini ve kendilerini görünür kılan feminist bir yöntemdir. Kadınların bireysel deneyimlerini toplumsal sorunlar olarak ortaya koymalarını sağlar ve faili görünür kılmayı amaçlar. Suçun kadın bedenine kazınmış olan utancını kadından alarak faillere ve faili koruyan kurumlara iade eder. Utancın yer değiştirme amacı taşıyan bu eylemlerin amacı, toplumsal baskı ile sistematik olarak zayıf olanın üzerine giden, iktidar ilişkileri içinde daha savunmasız olan kadınlara yüklenen suçluluğu failin üzerine geri döndürmektir. Bu yönüyle ifşa, sistemin kadın bedenine, sesine ve hafızasına kazıdığı suskunluğu olması gereken yere iletmiş olur.
İfşa, bireysel eylemden öteye giderek toplumsal dönüşümün ve dayanışmanın da önemli bir aracıdır. Tristin K. Green (2019) çalışmasında belirttiği gibi, #MeToo hareketinin başarısı, bireysel deneyimlerin ötesinde kolektif bir hikâyeye dayanmasından kaynaklanır. Aynı çalışmada feminist hareketlerin etkili olabilmesi için kişisel olanın politikleştirilmesi gerekir, bunun yapılamadığı durumlarda ifşaların sistematik şiddete herhangi bir etkisi olmayan aksine şiddetin üzerini örten istisna anlatılara dönüşebileceğini belirtir.
Kate Kenny (2023) bir makalesinde ifşa temelli feminist hareketlerin üç temel dinamiğini tanımlar:
1- Bireysel deneyimlerden doğmaları,
2- Duygusal ve etkileşimsel bağlar üzerinden örgütlenmeleri,
3- Kolektif konuşmanın bireysel tanıklıklardan daha güçlü bir inandırıcılık ve toplumsal görünürlük sağlaması.
Bu çerçeveden bakıldığında ifşa, yalnızca bir kadının sessizliği bozması değil; benzer deneyimlere sahip kadınların eşzamanlı biçimde konuşarak sessizlik rejimini kırmasıdır. 
Eleştirel pedagoji ve feminist teoriler, duyguların toplumsal olarak üretildiğini, düzenlendiğini ve cinsiyetlendirildiğini vurgularken; ana akım psikoloji literatüründe utancın bireysel bir duygu olarak tanımlanması, ifşa dalgası bağlamında tacize uğrayan kişilerin yaşadıklarını hemen ya da hiçbir zaman paylaşamamalarını açıklamada sınırlı kalmaktadır. Oysa eleştirel ve feminist yaklaşımlar, utancın yalnızca bireysel bir his değil, toplumsal ilişkiler ağı içinde şekillenen bir duygu olduğunu ortaya koyar. Bu açıdan bakıldığında, ifşa eylemlerinin kolektif bir dayanışma dalgası olarak ortaya çıkması, tacize maruz kalan kişilerin yalnız olmadıklarını hatırlamalarını ve değişimin bu dayanışma çerçevesinde olacağını fark etmelerini sağlar.
Kolektif mücadelenin güncel biçimlerinden olan kadın dayanışma ağları, feminist örgütlenmeler ve #MeToo, #artıkkorkmuyoruz vb. çevrim içi kampanyalar Türkiye’de de son yıllarda yayılmıştır. 2020 yılında bir yazarın ifşa edilmesiyle gündeme gelen ve kısa sürede sanat çevresinden medyaya, akademiye ve yayıncılığa kadar yayılan taciz hikayeleri, kadınların var olma mücadelesi verdikleri her alanda yaşadıkları eziyet, şiddet ve mağduriyeti bir kez daha görünür kılmıştır. Böylelikle kadınların neredeyse her alanda maruz kaldığı şiddetin istisna değil, sistematik bir sömürü biçimi olduğu da açığa çıkmaktadır.
Hakikatin kim tarafından üretileceği, tarih boyunca iktidar ilişkileri çerçevesinde belirlenmiş ve bugün de aynı şekilde belirlenmeye devam etmektedir. Erkek egemen toplumlarda hakikati söyleyen ve meşrulaştıran çoğunlukla erkektir. Kadının beyanı tam da bu noktada bu iktidar yapısının kurduğu rejimi sarsar ve erkek dayanışmasını kesintiye uğratır. Kadınların, dayanışma ağlarıyla, feminist örgütlerle uzun yıllar süren mücadelesi sonucunda erkek şiddetine karşı en önemli kazanımlarından, yaşamsal nitelikte olan 6284 sayılı Kanun’da yer alan ‘kadının beyanı esastır’ ilkesi son yıllarda iktidar tarafından manipüle edilmekte ve bağlamından koparılarak kamuoyuna aktarılmaktadır. Halbuki bu ilke, soruşturma sürecinin başlatılması ve soruşturma sürecinde de mağdurun korunması ve gerekli destekleri almasını sağlayan hayati bir güvencedir.
İfşa pratiklerinde dikkat edilmesi noktalar; gizlilik, mahremiyet ve anonimlik mekanizmalarının devrede olduğundan emin olunması, ifşayı yapan kişinin maruz kalacağı baskı ve şiddetin artırılmayacağını bir yöntemle ilerlenmesi, risk analizinin yapılması ve mağdurun çevresindeki koruyucu ağlarla bağlantılı olmasının sağlanması; dil kullanımında hakaret, iftira, aşağılama ve kişisel saldırı içeren ifadelerden kaçınılması yönünde olmalıdır. Ayrıca, sosyal medya ortamlarında erkek egemen ya da iktidar yanlısı hesaplar tarafından ifşa hareketlerinin itibarsızlaştırılmasına, sulandırılmasına veya yalnızca görünürlük ve etkileşim amacıyla manipüle edilmesine karşı da dikkatli olunmalıdır. Bu tür yaklaşımlar, ifşa pratiklerinin politik gücünü zayıflatmakta ve kadın dayanışmasının dönüştürücü etkisini azaltmaktadır.
Bir diğer nokta da yalnızca konuşabilen kadınların değil, yaşadığı şiddeti hiçbir zaman ifşa etme imkânı bulamayacak ya da kendini ifade etme olanağı elinden alınmış kadınların da sesi olabilmenin yollarını aramaktır. Bu bağlamda, kadın örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarının destek mekanizmalarını güçlendirmesi; güvenli, anonim ve kolektif paylaşım kanallarının oluşturulması büyük önem taşımaktadır. Sosyal medya üzerinden yürütülen ifşa hareketlerinin yanı sıra, kalıcı ve kurumsal dayanışma ağlarının güçlenmesi; kendi deneyimlerini doğrudan paylaşamayan kadınların da yaşadıklarının görünür kılınmasını ve adalet mekanizmalarına erişimin sağlanmasını mümkün kılar.
Bu tür dayanışma biçimleri, bireysel anlatılardan beslenen ifşa eylemlerini kolektif bir hafıza ve politik mücadele alanına dönüştürerek, şiddetin yalnızca görünür değil, aynı zamanda önlenebilir bir toplumsal sorun olarak ele alınmasının da önünü açar.
Kadın dayanışması ve örgütlü mücadele bu bastırılmış tanıklıkların bir karşılığını yaratabilmelidir. Kadınlar, kolektif mücadeleleriyle, çevrim içi kampanyalarıyla, kendi haklarının elinden alınmasına karşı duruşlarıyla yaşam hakkını savunma mücadelesinin her alanında birbirlerine destek olarak, erkek egemen sistemin kurduğu suç ortaklığına karşı mücadele etmeye devam edecek ve şiddetsiz, eşit ve özgür bir dünya kuracaklardır.

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz