Kültür & Sanat

Sanatı Pranga, Dostluğu Mesafe Engelleyemez / Kartal Kanatlı Kanarya: Paul Robeson

Sanatı Pranga, Dostluğu Mesafe Engelleyemez / Kartal Kanatlı Kanarya: Paul Robeson

Neden bir insan ten renginden dolayı öteki olur, ayrıştırılır? Bunun cevabını; inci dişli zenci kardeşimiz Paul Robeson yaşadıkları ile, tutumu ile, kavgası ile, hayatı ile bizlere verir: Vahşi kapitalizm, insanlığa yine utanç kaynağı bir tarih bırakır, bu sefer bu utancın kaynağı renklerinden dolayı ayrıma uğrayan siyahilerin yaşamıdır. Siyahiler, büyük gemilere bindirilerek ABD’de, Avrupa’da ticari bir meta gibi yıllar boyunca kullanılır. Siyahiler geniş toprakları işlemek, demiryolu yapımı vb. en ağır işlerde yıllar boyu çalıştırılır. Kara Afrika’nın, yeryüzünün ilk topraklarının kadim çocuklarına yapılan işkenceler ve zulüm; yüz binlerce kişinin ölümüne, kalanların da köle olmasına sebep olur.
Robeson da böyle bir ailenin çocuğu olarak doğar. Babası kölelerin çalıştığı tarlalardan kaçar ve bir kilisede kendisine ve ailesine özgür bir yaşam kurar. Yoklukla geçen ömründe ilkokulda bile ırkçılık ile karşılaşır. Her ezilen gibi kendini topluma kabul ettirmenin yolu, onun için hayatı boyunca başarılı olmaktır, ABD tarihinde o zamana kadar hiç kimseye verilmeyen “Onurlu Aile” belgesini alır. Sadece okul hayatında değil aynı zamanda sporda büyük bir yeteneği vardır ve okul takımına girer. Sonraki yıllarda hukuk fakültesini bitirerek baroya kaydolan ilk siyahi avukat olur. Bu süreçte renginden dolayı sürekli saldırıya uğrayan Robeson, siyahi haklarını savunmaya daha da önem verir ve kendinin ifade etmenin daha rahat olduğunu düşündüğü tiyatroya ağırlık vererek avukatlığı bırakır. Müzikal koroya girerek kendi müzik grubunu kurar.
Sanata olan yeteneği ve sevgisi onu birçok alana evirir. Pek çok filmde rol alıp Shakespeare’in Othello’sunda oynayan ilk siyahi oyuncu olur. Bu süreç boyunca ABD’deki aşırı ırkçı grup olan Ku Klux Klan’tan sürekli tehdit alır. 1931 yılında Londra’ya yerleşerek sinema filmlerine daha da ağırlık verir. Burada İngiliz sosyalistleri ile yakınlaşması sonucunda dönemin en başarılı yönetmenlerinden olan Sovyet Sergei Eisenstein’in daveti üzerine Sovyetlere gider ve ideolojik alt yapısını burada tamamlar.  Sovyetleri şöyle tanımlar Robeson: “Burada hayatımda ilk defa bir zenci değil insan olarak görülüyorum.” 
Bir diğer dönüm noktası ise 1939 yılı İspanya İç Savaşı’dır, Robeson için. Abraham Lincoln Tugayı’nın önderlerinden olur; çünkü orada fark etmiştir ki yüzlerini bile görmedikleri İspanya işçi ve köylüleri için savaş düzeninde yürüyen, her ulustan karmakarışık bir sürü insan Enternasyonal’i bir ağızdan söyleyerek faşizme geçit yok der. Savaş bitip İngiltere’ye döndüğünde bundan 8 yıl önce kendine saygıda herhangi bir kusur etmeyen Lordlar Kamarası ve İngiltere Kraliyet ailesi artık Robeson’un yüzüne bile bakmaz. Dünyada faşizm hızla yükselirken İngiliz üst sınıfları Hitler, Musollini, Franko’dan artık hiç yakınmaz, başka bir korku bu devletleri sarar: Komünizm korkusu. O sırada dünyada daha da önemli bir anlaşma bulunmaktadır: “Anti-Komintern Park”. Bu yakınmamanın sebebi bu anlaşmadır ve de bu iki diktatör, dünyayı komünizm belasından kurtaracaktır. Robeson, Londra’da bir konuşma yapar: “Her sanatçı, her bilim insanı bugün nerede durduğuna karar vermelidir. Başka seçenek yoktur. Golem Dağı’nın tepesinde durarak çatışmaların tepesinde kalmak mümkün değildir. Tarafsız gözlemciler yoktur. Faşistler belli ülkelerde ırkçı ve milliyetçi düşünceler yardımı ile insanlığın en büyük edebi mirasını yerle bir ederek sanatçıya, bilim insanına, yazara meydan okumaktadır. Her yer savaş alanıdır. Cephe gerisi yoktur artık. Sanatçı ya esaret ya da özgürlük için savaşmalıdır.” 
Artık Robeson farklı bir sanat anlayışı içine girer, bütün ABD’yi gezerek tiyatrosunu ve müziğini işçi sınıfı için var eder. Artık bir işçi ve siyahi hakları önderidir ve de FBI’ın da amansız takibindedir. 1949 yılında vereceği bir konser sırasında gizli servisin yapmış olduğu propaganda da Robeson bir Sovyetçidir ve ABD düşmanı olarak ilan edilir. Halk konseri yuhalanır ve taşlanır. 
Bu konser olayı, bütün dünyada yankı bulur. Bu çınlama okyanusların ötesinde, binlerce kilometre uzakta, Anadolu’da bir cezaevinde yatan bir şairi de derinden etkiler. 
Nazım Hikmet bu olaya kayıtsız kalamaz ve Robeson’a birçoğumuzun okuduğu; ama içeriğini bilmediği o güzel şiir yazar: 

Bu şiirin üzerine Robeson, Nazım’ın serbest kalması için dünya çapında bir kampanya başlatır, Nazım ise düşünceleri yüzünden uzun yıllar hapistedir ve bu hapis hayatının son bulması için açlık grevine başlar. Serbest kalması için Türkiye’den açlık grevine destek olan şairler olduğu gibi kilometrelerce öteden Robeson da bir kampanya ile desteğini verir, sanatın dayanışması ve haksızlıklara karşı duran sesi bir kez daha duyulur ve Nazım’ın Japon Balıkçısı ile beraber toplam 4 tane şiirini besteler. 
1952’de uluslararası Stalin ödülünü alır ve ardından da Nazım Hikmet ile Uluslararası Barış Konseyi Ödülü’nü paylaşır. ABD Komünist Partisi üyesi olduğunu belirttiğinde yurt dışına çıkışı yasaklanır, o da Özgürlük adında bir gazete çıkartmaya başlar. Ardından yasağın kalkması ile Sovyetler’de ve Avustralya’da Aborjinler için konserler verir ve 23 Ocak 1976 yılında hayata veda eder. Ölümünden sonra bile ABD ana akım medyasında yasakları devam eder. 
Robeson; bir sinemacı, bir ses sanatçısı, bir sporcu, bir gazeteci ve de her şeyden önemlisi sınıfının insanıydı. Robeson ayrımların din, dil, ırktan ziyade sınıfsal bir temele oturduğunu biliyordu. Mahkemelerde sadece siyahi haklarından değil beyaz yoksul işçilerden bahsetmiş, başka kıtaya gidip yerli halkların hakları için şarkılar söylemiş, cadı kazanının kaynadığı zamanlar da emekçilerin yanında olmuştu. 
Bugün ABD’de siyahi saldırılarda, ırktan çok daha büyük bir sorun ekseni bulunmaktadır, o da kendini her zaman yenileyen ve giderek vahşileşen kapitalizm. Robeson’dan Floyd’a güzel gülümsemelere inci dişli kardeşlerimiz.

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz