Kültür & Sanat

Koordinat ve Kadraj: Mekânı Yeniden Okumak

Koordinat ve Kadraj: Mekânı Yeniden Okumak

Mekân, sözlük tanımına göre bulunulan yer, ev, yurt veya uzay anlamına gelir. İnsanın eylemlerini sürdürdüğü, sınırları belirli veya belirsiz boşluklar, iş yerleri, konutlar ve kentsel alanlar için kullanılan geniş kapsamlı bir ifadedir. Peki bir harita mühendisi için mekânı X, Y, Z koordinatlarından oluşan; hata payı azaltılmış, ölçekli ve ölçülebilir bir geometri olarak tanımlamak yeterli midir?
“Gerçek olan, ölçülebilendir.” diye yanıtlarsanız evet mekânı yalnızca bundan ibaret görebiliriz . Ancak bana soracak olursanız mekân; sadece koordinatlardan ya da çizilmiş sınırlardan oluşan teknik bir yüzey değildir. İnsanların yaşadığı, hareket ettiği, anılar biriktirdiği, ilişkiler kurduğu ve zamanla dönüştürdüğü canlı bir organizma gibidir.

Bir harita mühendisi için mekân: 

  • Bir hafızadır. Kentler geçmişi saklar. Eski bir yapı, değişen bir kıyı çizgisi. Haritalar aslında zamanın izini tutar.Sürekli dönüşen bir şeydir. Harita mühendisi sabit olanı değil, değişimi de okur aynı zamanda. Harita biraz da dönüşümün günlüğüdür.
  • Veriler, analizler ve katmanlar sayesinde insanlar çoğu zaman fark etmediği örüntüleri görebilir. Bir harita bazen bir kentin sorununu da potansiyelini de ortaya çıkarır.
  • İnsan ve yer arasındaki bağdır. Çünkü koordinatlar tek başına yeterli değildir. Aynı sokak birisi için çocukluk, bir başkası için göç, bir diğeri için aidiyet olabilir.

Bu yüzden işimiz yalnızca ölçmek değildir; bir anlamda dünyayı okumaktır. Ve her harita, aslında mekâna dair bir yorumdur.

Mekânı yorumlayışımız objektif olmak zorundadır. Zira mesleğimiz, hataları minimize etme ilkesi üzerine kuruludur. Ancak mekânı bizden farklı bir bakışla anlamlandıran ve yeniden kurgulayan başka bir evren var: Sinema.

Yönetmenlerin kurguladığı evrenlere bakınca kendi mesleğimize dair izler bulabileceğimiz nüanslar sunuyor bizlere. Yıllardır kullandığımız LIDAR teknolojisi bugün Hollywood’un en büyük müttefiki haline geldi. Artık bir set inşa edilmeden önce, gerçek mekanlar lazer tarayıcılarla taranıyor ve nokta bulutları elde ediliyor. Mühendis veriyi topluyor; iskeleti yani mekânın geometrik yapısını kuruyor. Yönetmen ise o iskelete dokuyu giydiriyor ve o geometriden bir ruh çıkarıyor.

Yani harita mühendisinin objektif verisi, yönetmenin subjektif dünyasının kolonu oluyor.

Harita mühendisliği perspektifinden bakıldığında, farklı yönetmenlerin tarzlarının da mekânın modellenmesi süreçlerinin uç örneklerini temsil edebildiğini görebiliyoruz.

Christopher Nolan ve Wes Anderson mesleki perspektifle değerlendirdiğimizde iki farklı ekseni temsil ediyor.

Nolan’ın mekânları, durağan bir haritadan ziyade zaman boyutlu bir coğrafi bilgi sistemi modeline benzer.

Nolan, mekânı tıpkı bir harita projeksiyonunda olduğu gibi büker. Inception filminde katlanan şehir, düzlemsel bir yüzeyin küresel bir yüzeye oturtulurken yaşadığı o matematiksel fonksiyonun görselleşmiş hali gibidir.

Nolan filmlerinde karakterler genellikle bir labirentin içindedir. Mühendislik dilinde bu, karmaşık bir Network (ağ) analizidir. Mekânın topolojisi sürekli değiştiği için en kısa ya da en güvenli rota yeniden hesaplanmalıdır.

Nolan’ın mekânları, yüksek çözünürlüklü bir LIDAR verisi gibi karşımızdadır. Boşluklar bile birer veri noktasıdır.

Diğer yanda Anderson’un mekân yaklaşımı ise bir mühendisin titizlikle hazırladığı pafta veya lejant disipliniyle örtüşür. Mekânı derinliği olan üç boyutlu bir dünya gibi değil, adeta 1/1000 ölçekli bir imar planı veya kadastro paftası gibi kullanır.

Anderson filmlerini izlerken, kusursuz şekilde ölçeklendirilmiş bir ortofoto haritaya bakıyormuş hissine kapılırsınız. Simetri saplantısı, bizlerin kullandığı o hassas dengeleme süreçlerini anımsatır. 
Anderson, mekânı katmanlara ayırır. Bir binanın kesitini gösterdiğinde aslında bir şehrin kullanım alanlarını gösteren tematik bir haritayı okuyor gibi hissederiz. Renk paletleri, haritadaki lejantlar gibi işlev görür; her renk belirli bir duygusal veya mekânsal kategoriye hizmet eder.

Nolan ile çalışmak jeodezik hesaplamalar yapan, yer kabuğunun hareketlerini ve mekân üzerindeki etkisini modelleyen bir mühendis gibi hissettirirken, Anderson ile çalışmak ise en estetik, en düzenli ve her ayrıntısı standartlara uygun pafta çizen bir kartograf gibi hissettirecektir.

 Sonuçta harita mühendisliği ile sinema, birbirinden uzak iki alan gibi görünse de ikisi de mekânı yeniden üretmenin farklı yollarıdır. Belki de bu yüzden mekân, yalnızca üzerinde yaşadığımız bir zemin değildir; mühendis için okunacak bir veri, yönetmen için kurulacak bir dünya, insan için ise anlamla dolan bir hafızadır.

 

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz