“Gülmeyi unuttuk be Hüseyin.” diyordu bir karikatürde Yiğit Özgür. Gerçekten gülmeyi unuttuk mu, yoksa gülme alışkanlıklarımız mı değişti? Ya da gülecek pek çok şey var da biz hangisine yetişeceğimizi mi bilemiyoruz? Değişen medya alışkanlıkları ve hızla tükettiğimiz içerikler içerisinde, son zamanlarda neyi, nereden ve nasıl takip edeceğimizi bilemez hale geldik. Sayıları her geçen gün artan dijital platformların etkisiyle her platformda izlenmeyi bekleyen onlarca içerik varken hem günceli yakalamaya çalışıyoruz hem de aslında bize hitap eden içerikleri bulmayı deniyoruz. Günümüz sosyal medya dili ve edebiyatı içerisinde güncel olan bir diziden bir repliği ya da trend olan bir tweetle ilgili espriyi anlamak hayli elzem; çünkü aksi halde tabir-i caizse olaya Fransız kalmak işten değil. Hal böyle olunca da en çok izlenen şeyler, durum komedisi olarak adlandırdığımız içerikler oluyor; çünkü günlük yaşantımızda karşılaşabileceğimiz olası bir olayı gülerek izlemek, içerisinde bulunduğumuz, sosyal ve ekonomik şartlar içerisinde bizleri günlük sıkıntılarımızdan bir nebze de olsa uzaklaştırmayı başarabiliyor. Durum komedisi, gülünç olanı karakterden değil de durumlardan geliştiren komedi biçimi olarak tanımlanıyor. Yani toplumsal olgular nesnel bir bakış açısıyla ama öznel olarak güldürmek amacıyla işleniyor. Bir zamanlar yapılan her espriden sonra arkadan gülme efektinin verildiği diziler meşhur olsa da son zamanlarda izleyiciye nerede gülmesi gerektiğini hatırlatmayan ve belki de kimi kişilerin kahkahalar atarken kimi kişilerin tebessüm bile etmediği sahnelerden oluşan durum komedisi tarzındaki dizilerin sayısı artmaya başlıyor. Gibi, Var Bunlar, Ayak İşleri durum komedisine daha yakın örnekler iken Leyla ile Mecnun, Prens gibi diziler ise absürt durum komedisi olarak ekranlarımızda yerini aldı. Aslında komedi türündeki diziler, bizlere hiçbir zaman uzak olmadı. “İzahı olmayanın mizahı olur.” mottosuyla hayatına devam edip bunca olumsuzluğa rağmen hayatta kalmaya çalışan nesiller olarak vakti zamanında Devekuşu Kabere’yle, Olacak O Kadar’la hicve aşina olduğumuzdan artan baskıcı zihniyetle birlikte televizyon ekranlarında sansürsüz herhangi bir şey izleyemez hale gelince dijital platformlardaki içerikler, imdadımıza yetişti. Dijital platformlar sağ olsun özlediğimiz tarzda içerikleri bizlere ulaştırıyor ama; aması da var. Çünkü her platformda farklı farklı birçok içerik var ve her bir platform ayrı bir üyelik istiyor. Ücretsiz bir üyeliğe rastlamanın çölde vaha bulmaya eş değer olması nedeniyle de bu durum ekonomik açıdan da farklı sıkıntılar doğuruyor. Zaten hayat pahalılığının her alanda kendisini hissettirdiği bugünlerde, bir başka platforma daha üye olmak lüks sayılabiliyor. Böyle olunca da ya bir arkadaştan üyelik şifresi ödünç isteniyor ya kurbanlığa ortak olur gibi ortak üyelikler alınıyor ya da ne yazık ki kaçak yayınlara yönelme söz konusu olabiliyor. Dijital platformların artışı, ana akım medyada birbirinin tekrarı olan yapımların keşmekeşliği, bu keşmekeşliğin insanları dijital platformlara yönlendirmesi ve bu durumun ekonomik boyutu, bir başka yazının konusu olacak kadar derin maalesef. O sebeple “Güleriz, ağlanacak halimize.” diyerek günlük yaşantımızdaki herhangi bir anı anlatan durum komedileri, bizi var olan sıkıntılardan kısa süreli de olsa uzaklaştırdığı için daha fazla beğeni topluyor. Belki de bu nedenle bugün en çok güldüğümüz şeyler, canımızı en çok sıkan şeylere benzeyenler; çünkü iyi bir durum komedisi, hayatın kendisini olduğundan farklı göstermeye çalışmıyor; aksine onun bütün absürtlüğünü, çelişkilerini ve çıkışsız görünen anlarını olduğu gibi önümüze koyuyor. Biz de o sahnelerde kimi zaman bir tanıdığımızı, kimi zaman arkadaşımızı, çoğu zaman da kendimizi görüyoruz. Bu yüzden bugün bir dizide duyduğumuz tek bir replik, sosyal medyada karşımıza çıkan birkaç saniyelik bir sahne ya da absürt bir diyalog bile bize nefes alacak küçük bir alan açıyor. Gülmeyi unutmadık da sadece her geçen gün biraz daha zor güler olduk be Hüseyin.
Günümüz durum komedisi dizilerindeki pek çok replik ya da espri, herkesçe aynı tepkiyle karşılanmıyor bazen. “Eee buna mı güldünüz?” ya da “Komik mi şimdi bu?” tepkisiyle karşılaşmak olağan olsa da belki de bu dizilerdeki ince mizahı anlayabilmenin nedeni; bir zamanlar Gırgır, Leman, L-Manyak, Lombak, Penguen, Uykusuz gibi mizah dergilerini takip etmenin verdiği aşinalık. Benzer mizah anlayışı, zaman içerisinde evrilerek günümüzde kendine farklı bir yer bulurken o mizah anlayışıyla büyüyen neslin günümüz komedisine de yön vermesi kaçınılmaz oluyor. Ülkemizdeki absürt durum komedisi örneklerinden sayılan Kaygısızlar, Gülşen Abi, Ruhsar gibi dizilerin senaristlerinin de Leman, L-Manyak gibi dergilerde de çizen karikatüristler olduğu göz önünde bulundurulduğunda bir zamanlar gülerek izlediğimiz içeriklere benzer şeyleri, ana akım medya içerisinde göremeyip dijital platformlarda görmek ise eski bir dosta rastlamak gibi bir his uyandırıyor.
Henüz yorum yapılmamış.