Tarih & Arkeoloji

Göbekli Tepe / İnsanlık Tarihinin Değiştiği Yer

Göbekli Tepe / İnsanlık Tarihinin Değiştiği Yer

Şanlıurfa’nın 22 km kuzeydoğusunda bir bozkır ve bu bozkır, insanlık tarihine dair pek çok ezberi bozan gizemli Göbeklitepe’ye ev sahipliği yapıyor. Tüm dünyanın dikkatini çeken yapı İngiltere’deki Stonehenge’den 7.000, Mısır Piramitlerinden 7.500 yıl öncesinde yapılmış. Neolitik çağda avcı toplayıcıların gelişmiş bir yapıyı inşa yeteneklerini koyan bu yapı, dünya üzerindeki en eski tapınak olarak kabul ediliyor. Tüm dünyanın arkeolojik kıymetinden habersiz olduğu bölgenin keşfi ise bir tesadüfe dayanıyor. Bu bölgenin hikâyesi bir Urfalı çiftçinin tarlasını sürerken bulduğu bir heykelcikle başlamış. Tarlada bulunan ve tarihin seyrini değiştiren bu heykel, müzede uzun süre önemi anlaşılmadan saklanmış. Arkeoloji dünyası Göbeklitepe’yi 1996’da duymuş olsa da aslında araştırmalar 1960’lı yıllara dayanıyor. Yüzey araştırmacıları ile birlikte Göbeklitepe’nin yeri ve bazı neolitik dönem buluntuları tespit ediliyor. Bu tespitlere ilişkin bilimsel yazılar yayımlansa da kazı çalışmaların başlaması çok daha sonraları gerçekleştiriliyor. Daha sonra ise Klaus Schmidt’in bilimsel danışmanlığında kazı çalışmalarına başlanıyor. 
Aynı bölgede daha önce bulunan bir tablet, kazı çalışmalarına başlanmasının ana eksenini oluşturmuş. Tabletin bulunduğu yer ise oldukça enteresan bir hikâyeye sahip; çünkü 10 metre ilerisindeki ağaç, henüz Göbeklitepe bulunmadan önce insanların kutsal sayıp çok sık ziyaret ettiği yerlerden biriymiş. Özellikle çocuğu olmayan kadınlar dilek ağacı olarak adlandırılan bu ağacın altına gelip dua ediyor ve adak adıyormuş. Bulunan tablette de doğum yapan bir kadın tasvir edilmiş. Dilek ağacı halen şifa bulmak ve adak adamak isteyenlerin sıklıkla ziyaret ettiği yer. Göbeklitepe’deki heykel ve kabartmalarda genel olarak erkeklerin daha çok resmedildiği görünüyor ve doğum yapan kadın haricinde kadınlara ait bir bulguya henüz rastlanmıyor. 
Göbeklitepe keşfinin en önemli tarafı o dönemde yaşayan insanlara dair bildiklerimizi kökten değiştirmesi. 12 bin yıl önce yaşayan bu insanlar sandığımızın aksine ilkel, mütevazı ve basit bir yaşam tarzıyla yetinmemiş; aksine anıtsal mimari yapıları ve sembolik dünyalarıyla oldukça görkemli bir evrede yaşamış. Bu da bizlere insanlığın yerleşik hayata geçmeden önce de böylesi bir yapı inşa edebilecek mühendislik zekâsına, organizasyona ve estetik anlayışa sahip olabileceğini gösteriyor. 
Göbeklitepe’nin kimler tarafından yapıldığı bir muamma; ancak ilk yerleşik toplumlarla inşa edildiği bulgularla ortaya konmuş durumda. Bu da yapıyı dünyanın en eski yerleşik toplum yeri olarak gösteriyor. 
Göbeklitepe’deki kabartmalar ise oldukça dikkat çekici, her bir yapısında semboller var. Tilki, yaban domuzu, yılan gibi semboller en dikkat çekici olanları ve figürlerde görülen hayvanlar bölgenin o dönemdeki faunasıyla örtüşüyor, bu açıdan bu figürlerin avlanma ritüellerini anlattığı düşünülebilir. Avcı-toplayıcı dönemde besin ihtiyacının karşılanması açısından hayvanların önemini göz önünde bulundurduğumuzda insanların bu hayvanlara önem vermesi ve bir statü göstergesi olarak sunması oldukça makul gözüküyor. Aynı zamanda göç eden hayvanların tasvirlerinin bulunması da dönemsel avlanmalar yapıldığına da işaret ediyor ve bu kuşların göç dönemleri sayesinde mevsim geçişlerini anladıklarını ve bu motiflerle bu önemli olayı işaretledikleri düşünülebilir. Ayrıca tasvir edilen bazı kuş türlerinin yalnızca eti için değil tüyleri, pençeleri için avlanmış olabileceği ya da bazı ritüeller için önemli olabileceği düşünülüyor. Yapıda bulunan t-biçimli dikilitaşlar insan biçiminde özellikler gösteriyor. T’nin üst kısmı başı temsil ederken, alt kısmı ise gövdeyi temsil ediyor. D yapısında bulunan dikilitaşlarda kabartma şeklinde bulunan el ve kol bu düşünceyi daha da destekliyor. Dikilitaşların üzerinde el ve kol kabartmalarının yanı sıra çeşitli hayvan figürleri ve soyut semboller de bulunuyor.
Peki Göbeklitepe’nin kullanıldığı dönemde, yapılar bugünkü gibi mi görünüyordu yoksa üst kısımlarında bir çatı var mıydı? Mimari incelemeler buranın üstünün kapalı olarak kullanıldığı hipotezini destekliyor; fakat yine de buranın açık mı kapalı mı kullanıldığı ya da gökyüzünü görüp görmediği sürmekte olan bir tartışma konusu.
Buranın üstü açık ve gökyüzünü görecek şekilde kullanıldığını düşündüren en önemli sebep ise gözlem evi olarak da kullanılmış olabileceği düşüncesi. Ayrıca yüksek bir yerde konumlandırılmasının sebeplerinden birinin bu olabileceği de düşünülüyor. 
En çok merak edilen sorulardan birisi de yaklaşık 12 bin yıl öncesinde ilkel şartlardaki insanların bu yapıları nasıl inşa ettikleri ve tonlarca ağırlıktaki taşları bu bölgeye nasıl taşıdıkları?  O dönemdeki insanlar bu bilgi birikimine, teknolojiye sahip olmasaydı bunlar olamayacaktı, dolayısıyla bunun arkasında “Gerçeküstü güçler var.” diye düşünmemek gerekir.
Kazıdan çıkan bulgulara göre orada yaşayan insanlar bir nedenden dolayı yaşadıkları yeri terk etmiş ve ayrıldıkları yerin ve yapıların üstünü örtüp gitmişler, Göbeklitepe’deki bir diğer gizem de bunun nedenleri. Yeni bir hayat tarzına geçiş yapan bu insanlar eski kimliklerini, avcı toplayıcı yaşamlarında onlar için önemli olan inanışlarını, sembol dünyalarını tahrip etmeden kapatarak Göbeklitepe’yi terk etmişlerdir. Göbeklitepe’yi neden gömdüklerini tam olarak bilmesek de gömülmüş olması bu önemli yapının günümüze kadar tahrip edilmeden ulaşmasındaki en büyük etken.
Dünyanın dikkatini çeken Göbeklitepe, bölgedeki kazı yapılan tek arkeolojik yer değil. Karahantepe ve Harbetsuvan bunlardan sadece ikisi ve şimdiden büyük tarihi buluntulara işaret ediyor. Karahantepe’de Göbeklitepe’deki dikili taşlara benzer 250’den fazla, Harbetsuvan’da ise 30 civarında taş tespit edilmiş. Göbeklitepe gibi Karahantepe ve Harbetsuvan yeni keşiflere gebe.
Neolitik çağdaki insanlar, bu yapıları toprağa gömdüklerinde belki de bir gün geri dönecekleri umuduyla gittiler; ancak bir çiftçinin karasabanına takılan bir tesadüf, onların binlerce yıl önce anlatmak istediklerini milenyum çağına taşıdı. Miras bıraktıkları Göbeklitepe ise dünyanın bilinmeyen uzak geçmişine ışık tutmaya devam edecek.

 

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz